Balıkesir'in Erdek ilçesine bağlı Bandırma körfezinin en güzel köyü Tatlısu
  " Meydanlık " Garip Bir Futbol Mabedinin Hikayesi
 
Facebook 'da paylaştığı bir bağlantıya  çocukluk arkadaşlarından birinin yaptığı  " Hatırlıyor musun , meydanlıkta ve okul bahçesinde ki maçları ?" yorumuna cevabı  "Hatırlamaz mıyım hiç ! "  oldu .

Oturduğu yerde arkasına yaslandı , camın ardında saklanan karanlık geceye doğru daldı gitti .  Birden çok uzaklarda kalmış ama anıları halen taze o günlere ışınlanmış gibiydi . 

Deniz kenarında ki köyünün  tam karşısına düşen ilçeye gidiyordu ilkokuldan sonra köyün çocukları , en yakın ortaokul ve lise oradaydı çünkü . Kimi ailesinin zoruyla , kimi istekle gidiyorlardı , gelecek hayalleri o şehrin ardındaydı  .  Kış mevsiminin soğuk  sabahlarının karanlığında, buz gibi odalarda , uykuya hasret şekilde ve hafif bir isyanla kalkılırdı henüz köyün  horozları dahi  uyanmadan. Tan yerinin ağırmadığı zifiri karanlıkta köy meydanından servise binerdi ortaokul ve lise öğrencileri. Birden kendini o sabah servisinde yarı uykulu ama çoşku dolu bulur gibi hissetti , zorluklar eğlenceli de olabiliyordu ve eğlenmenin zamanıydı şimdi   .  Tabi karşılığında okulda sabahçı olma,   öğlen  13:30 da okulun bitmesi  , 14:30 da köyde olmak ve bu da akşam en azından kışın 17:30'a kadar hem gün ışığını  doyasıya kullanmak hem de sınırsız oyun oynamak demekti . Bu oyunlardan biri de şimdi artık anılarda kalan  okul bahçesi ya da kadro daha geniş ve maç daha iddialı olacaksa alanın da büyüklüğü ile köyün " meydanlık" diye isimlendirilen meydanında ki futbol maçlarıydı .   
 
Öğrencilerin  öncülük ettiği bu oyunların kadrosunda herkes olabilirdi.   Adam yoksa,  henüz ortaokul öğrencisi bir çocuk , babası yaşında ki bir  oyuncunun şutunda kaleyi korumak zorunda kalabilirdi . Nadiren spor ayakkabılarıyla  - şort ve forma hak getire - yer alan oyuncuların karşısına o gün ve anda  müdahil olan eski futbol meraklısı bir ağabey üzerinde ütülü pantalonu ve iskarpin ayakkabılarıyla  katılabilir , yine o esnada  köy yaşamının vazgeçilmezi işlerden olan ahır ya da tarladaki  işinden dönmekte olan bir genç arkadaşımız ayağındaki devasa ve kaba görünümlü kara lastik ayakkabıları veya çizmeleri  ile oyuna katılmasına da sıklıkla rastlanırdı.  Kısacası herşey mümkündü meydanlıkta ki futbol maçılarında . 

Sonuçta herkes bu büyük oyunda sahne almak için can atardı .  Akşam gün batmadan önceki bu saatler gizli açık heyecanla beklenirdi , açıkça sözleşilmeyen ama her zaman saati bilinen anın gelmesi...   Bu törensel maçların  tiribünü " meydanlık" la komşu olan okulun duvarlarıydı . Buraya oturanlar hem seyirci hem de bir nevi yedek oyunculardı ,  heyecanla, eğlence içinde ve bazende oyuncuları kızıdırarak bundan eğlence çıkararak maçları takip ederlerdi ,  gösteri sırasının kendilerine de gelmesini bekleyerek . Tek seyirci bunlarda değildi  karşı kahvelerde vakit geçiren bazı meraklılarda kah heyecanla , kah hayıflanarak " koca koca adamların ne işi var çocukların arasında top koşturmakta !" diyerek serzenişte bulunarak izlerlerdi bu maçları . Kimi çocuğunun sakatlanmaması için dikkat kesilirken , kimileride   sevdiği ya da  yavuklusu o esnada "meydanlıkta"  maç yaptığı için onu bir an görmek arzusu ile  gizli  gizli  camların ardından izlerlerdi bu maçları . 
 
Bu maçların kadro yapısı  zaman zaman tam bir curcunaya bürünebiliyordu  . En akılda kalanı ;  cami hocasından  ilkokul öğretmenine ya da müdürüne , o esnada  şehirlerden köyümüze  gelmiş  misafirlerden  veteran  ağabeylere  , her yerde işe yarayan topun sahibi olan çocuktan , körpe yeteneklere  ve tabii ki servislerin okullara  taşıdığı heyecanlı ve genç biz öğrencilere kadar ...
 
Maçların süreleri  işin keyfi ve heyecanına  göre belirlenir ya da gelişirdi  . Saat ,süre , hakem yoktu ,  "on da devre  yirmide biter"  en kabul gören anlaşmaydı .  Hatta bazen çekişmeli maçlar bu rakamlarda bitmediği için , gece karanlığında  altışar , yedişer kişilik takımlar eksile eksile  ikişer kişilik takımlara kadar düşse de  son skoru yakalamak için mücadelelerini sürdürürlerdi . Anneler kızgın babaları akşam yemeği sofrası başında zor zaptederlerdi .   Kimi zaman da bir kavga sert bir faul ya da tartışmalı ve sonuç alınamayan bir pozisyon maçı çok erken sonlandırabilirdi .  Uzayan bir maç esnasında başlayan merakla beklenen bir TV dizisi de bazen bunda etken olabilirdi . Örneğin " Saat altı' da Baretta var , o saate ben bırakırım , ona göre ... " baştan yapılan bir anlaşma olabilirdi , o saatte skor neyse kazanan o olurdu .  Ramazan aylarında da iftara kadar açlığı unutturacak  süreyi en iyi değerlendirme aracı olarak da şahane alternatiflerdi "meydanlık" maçları , ezan sesi maçı sonlandıran hakem düdüğü işlevi görürdü , köpüren ağızlarla çeşmeye koşardık , soyunma odasına koşar gibi ...
 
O yıllarda  biz orta okullu , liseli çocukların kimisi sporu tüm imkansızlıklara, tüm zorluklara karşı sevdik , biraz daha yetenekli olanlar şehrin amatör takımlarında şans bulabildirler , ama kah yetenekler, kah hayat şartları devamını getirmelerini sağlayamadığı gibi , diğerlerimiz de bu "meydanlık" maçları ile yetinmek zorunda kaldık . Zaman içinde usul usul ayrıldık meydanlıktan birer ikişer ;  kimimiz başka ülkelerde , kimimiz şehirlerde yaşamı kovaladık  ve kovalıyoruz halen . Kimimiz hala köyümüzde o günlerden uzaklardayız şimdi , okul bahşesinde top oynayan çocuklara bakarken ... Yıllar geçti  aradan , ama biz tüm imkansızlıkların içindeki köy çocukları ilk spor eğitimimizi, ilk oyun temellerimizi orada aldık , sporu bilakis  futbolu orada sevdik . Herbirimiz dönemin en iyilerinden biriydik o meydanda  . Kimimiz Maier ,kimimiz Suchmaier , kimimiz Pele , kimimiz Cemil  , Selçuk, ya da Alpaslan  , kimimiz Rumenige , Braitner , Kempes  olduk . Koştuk , düştük , kalktık, sevindik , üzüldük hatta döğüştük . Durmadan vurduk topa , çok yorulduk belki ama pes etmedik , sevdik orada oynamayı hep .  Kimimiz bu spor sevgisini yalnızca taraftarlığa , kimisi  takım fanatikliğine  , kimisi kalbine,  kimisi de benim gibi biraz daha okumaya, araştırmaya ve farklı bir merak seviyesine kadar taşıdı , ama  temelimiz o "meydanlık" ın toprak sahası , okul bahçesi ve servis arkadaşlıkları , köy arkadaşlığı ve kardeşliğiydi. Aslında biz de  o zamanlar pek duymadığımız , bilmediğimiz ama bir o kadar meşhur  Pal Sokağı Çocukları'nın (*)  başka bir versiyonu olarak  , Tatlısu'nun  Meydanlık Çocuklarıydık.
 
Şimdi köyümüzün o meydanı arnavut kaldırımı taşları ile döşendi , meydan moda tabiri ile  futbol oynamaya müsait değil artık . Okul bahçesi de yeni yapılan ek bina ile biz dev adamlar için pek futbol oynamaya müsait değil . Bir zamanlar kıran kırana yaz turnuvalarının yapıldığı deniz kenarında ki saha da artık yazlıkçıların ve plaj sakinlerinin park yeri ve piknik alanı oldu .
 
Okul bahçesinin içine büyük bir heyecan duyarak yapılışını izlediğim basketbol sahasıda kaderine terk edildi ...
 
Günümüz  çocukları bu duygulardan çok uzak ya şehir yaşamları içinde güvenli spor salonları ya da sahalarda spor yapmaya çalışıyorlar ya da sporu yalnızca sanal ortamlardaki bilgisayar oyunlarında oynuyorlar ; temas etmeden , itişmeden , kakışmadan , onların yerine modern dünyanın  gladyatörlerine  dönüştürdükleri futbol takımlarının maçlarında tiribünde ya da ekran başında kendilerini tatmin ediyorlar . 
 
Hatta şimdilerde çocuklar  , önlerinde ki boş arsalara  boş boş bakıyorlar, tabi boş arsa görebilirlerse , çünkü arsa onlar için birilerinin bir süre sonra üzerine bir AVM ya da bir çok katlı residans yapılmasınından başka birşey ifade etmiyor zaten !   Biran önce yapılsa da şu yeni AVM'ye gitsek  ya da  ah bir parayı bulsam da şu residansta ben de bir ev sahibi olsam duygularıyla ...

Ancak bir avuç çocuğun halen okul bahçesinde oynarken de görebiliyorum , bu içime bir buruk sevinç bırakıyor her defasında , koşup onlarla oynamak istercesine ...
 
 
Hatta şimdi  "meydanlıktayım"  sol taraftan camiye doğru koşuyorum Temel sağdan topla ilerliyor herkesi bir bir çalımlayarak , karşısında Rasim'in Murat var , arkasında Mesut , Erkan , kalede Erdem , Fatih , Şükrü , İskender . Herkesin  tek tek geçtikten sonra  kaleciyide çalımladıktan sonra topu boş kaleye atmak için bana verecek ve ben de boş kaleye attıktan sonra abartılı gol sevinciyle makaramı yapacağım ...
 
 
Koşuyorum meydanlıkta ellerim iki yanda açık ,  kollarını  açmış bana doğru gelen Meydanlık Çocuklarına  ...

Sonra birden bir sesle irkiliyorum , TV'nin sesi  karanlık geceden odaya ve kendime döndürüyor beni , kaldığım yere yani şu ana ...

Ş.S

20 Şubat 2013
 

 

 
 
  Bugün bizi ziyaret eden 19 ziyaretçiye teşekkür ederiz.